enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
16,7016
EURO
17,5288
ALTIN
972,11
BIST
2.405,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Açık
27°C
Bursa
27°C
Açık
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Açık
28°C
Pazar Açık
29°C
Pazartesi Açık
29°C

ÇAĞIMIZIN MANKURTLARI

16.01.2022 18:35
0
A+
A-

Önce düncel…
Ülkemizin insanı “anlayışı kıt kimse” anlamına gelen “mankafa” kelimesini bilip kullanıyordu fakat mankurt’u hiç duymamıştı. Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov’un (1928 2008) “Gün Olur Asra Bedel” romanı 1980’de yayımlanınca “mankurt” kelimesiyle karşılaştık ve sanırım okuyucuların çoğu benim gibi şok derecesinde şaşırarak “Vay anasını! Böyle insanlar da mı varmış!” dedi.
Aytmatov’un hayranı ve sadık bir okuyucusu olarak bu eseri sanırım 80’li yılların ortalarında “Gün Uzar Yüzyıl Olur” başlığıyla okumuş ve aylarca etkisinden kurtulamamıştım. Beni şaşırtan ve etkileyen elbette ki romandaki ana karakterlerden biri olan “mankurt” idi.
“Peki nedir mankurt veya mankurtlaşma?” Önce bu soruya cevap vermeliyim.
Mankurt; Türk, Altay ve Kırgız efsanelerinde anlatılan bilinçsiz köledir. Dikkat isterim; köle değil, bilinçsiz köle… Bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz robotlar gibi davranan, yani her emri tereddütsüz yerine getiren insan köleler…
Orta Asya’da, eski çağlarda, Kırgız ülkesini istila eden Juan Juanlar bazı esirleri mankurt hâline getirirmiş. Mankurtlaştırma işlemi şöyle yapılırmış: Genç ve güçlü kuvvetli bir esirin önce elleri ayakları bağlanıp saçları kökünden kazınıyor, sonra da başına ıslak deve derisi geçiriliyor ve zavallı esir çölde, yakıcı güneş altında bırakılıyor. Deve derisi kurudukça büzülüyor, esirin başını sıkıyor ve zamanla kafa derisiyle bütünleşiyor. Birkaç hafta süren bu işkence boyunca esir kişiye ölmeyecek kadar su ve yiyecek veriliyor. Bu arada uzayan saçlar deve derisini delemediği için kıl dönmesi diyebileceğimiz tarzda kafadan dışarıya doğru değil, kafanın içine doğru uzamaya devam ediyor. Zavallı esir gece gündüz büyük acılar çekiyor ve zamanla aklını yitirip mankurt oluyor.
Şimdi o bir robottur; sahibinin her dediğini yapan, sorgu sual etmeyen, yorulmak usanmak bilmeyen bir robot… Sahibi “otur” derse oturur, “öldür” derse öldürür.
“Gün Olur Asra Bedel” romanında, Sarı Özek bozkırının kuş uçmaz kervan geçmez bir tren istasyonunda görev yapan Yedigev ile Kazgangap’ın macerası anlatılır. Yedigev, vefat eden arkadaşı Kazgangap’ı, vasiyeti üzerine kutsal kabul edilen bir mezarlığa gömmek ister. Fakat başaramaz. Başaramaz çünkü Sovyet yönetimi o bölgeyi çitle çevirerek “yasak bölge” ilan etmiştir. Kapıdaki nöbetçi Kırgız olduğu hâlde Yedigev’i “Rusça konuş!” diye azarlar ve kovar. Bu arada, asırlar önce kutsal mezarlığa gömülen Nayman Ana’nın hikâyesini öğreniriz. Nayman Ana, Juan Juanlar tarafından mankurtlaştırılan oğlunu kurtarmak için mücadele etmiş ve sonuçta sahibinden başka hiç kimseyi tanımayan oğlunun attığı okla öldürülmüştür.
En az kırk yıl önce okuduğum bu romanda, hatırladığım kadarıyla iki mankurt tipi mevcut. Birincisi yukarıda özetlediğim gerçek mankurt, ikincisi ise Stalin dönemi komünist sisteminin yarattığı, soydaşına “Rusça konuş!” diyen, iktidarın uzattığı kemikle yetinen mankurt. Ortak noktaları; sahipleri tarafından beslenmeleri ve düşünme, akıl etme, yorum yapma yeteneklerinin iğdiş edilmesi…
Şimdi de güncel…
Sevgili okuyucular, “Bu yazıyı niçin yazdın, günümüzle ne alakası var?” diyebilirsiniz.
Çok alakası var… Bir düşünün hele!.. Şu yaşadığımız on beş yirmi yıllık dönemde hem çevremizde hem de siyaset cenahında nice mankurtlar gördük.
En büyük mankurt sürüsü şüphesiz ki Amerikan casusu Fetö ve müritleri… Devlet Anadolu halkının en zeki öğrencilerini ilkokulda, lisede, üniversitede okutmuş; bazılarını askerî okullarına alıp donundan şapkasını giydirmiş, üç övün karnını doyurup yüksek maaşlarla subay etmiş, bazılarını ise çok pahalı eğitimlerden geçirerek savaş uçağı pilotu yapmış ve sonuçta ne olmuş? Bunların bazıları 15 Temmuz 2016’da kendilerini besleyip büyüten “Devlet Baba”yı silah çekerek, savaş uçaklarından Gazi Meclis’e bomba yağdırarak öldürmeye kalkmış, özbeöz 251 kardeşini mermilerle, bombalarla katletmiş.
Sevgili okuyucular, sorayım size: “Asırlar önce mankurt oğlu tarafından öldürülen Nayman Ana ile 15 Temmuz’da yaşadığımız trajik ihanet arasında bir fark var mı?
Şöyle diyebilirsiniz? “15 Temmuz darbeci subaylarını devlet okuttu, besledi büyüttü diyorsun; bir mankurt sahibine ihanet eder mi?”
İşte burada sinsi Fetö’nün göz boyama taktikleri ve din simsarlığı, çağdaş mankurtlaştırma yöntemleri, devletin ihmalkârlığı, iktidar çevrelerinin beceriksizliği ve öngörüsüzlüğü devreye giriyor. Herifler on yıllardır hayırsever halkımızdan para toplayıp yurt, dershane, okul ve “Işık Evleri” dedikleri hücre evler açarak çocuklarımızın beyinlerini yıkadılar, onların birçoğunu mankurt hâline dönüştürdüler; ordumuza kumpaslar kurup Atatürkçü, milliyetçi subayları saf dışı bıraktılar ve maalesef “aynı menzilin yolcuları olduklarını” zanneden iktidar çevrelerinden destek aldılar.
16 Temmuz 2016’dan beri Fetö mankurtları tek tek veya gruplar hâlinde yakalanıp adalete teslim ediliyor ve fakat ibretle görüyoruz ki mankurtların kökü kazınamamış; çünkü operasyonlar bitmek bilmiyor. “Artık eski güçleri kalmadı, etkisiz hâle geldiler,” diyebiliriz. Diyebiliriz fakat bir siyasetçinin söylediği “Fetö gider, metö gelir,” sözü hâlâ hafızalarda…
Bu söz bence yüzde yüz doğru… Ana baba baskısı sonucu, kendini Fetöcülerin “Işık evi”ne benzeyen bir hücre evinde bulan Enes Kara isimli gencimiz tarikatın baskılarına dayanamayıp intihar etti, bu olaydan sonra tv ekranlarındaki açık oturumlarda öğrendik ki cemaat, tarikat denen yapılar cirit atıyormuş ülkemizde.
Bence mankurt kelimesinin bugünkü Türkçedeki eş anlamlısı “mürit”tir. Arapça aslı “mürid” olan bu kelime “irade”den türetilmiştir, yani iradesini başka bir insana; şeyhine, gavsına, mürşidine teslim eden kimse…
Son söz:
Eğitimcilerimiz, Atatürk’ün “Öğretmenler; Cumhuriyet sizden fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister,” sözü doğrultusunda gençler yetiştirmedikçe ve devlet adamlarımız, yine Atatürk’ün “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, mürşitler ülkesi olamaz; hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir,” sözlerini şiar edinmedikçe bu topraklarda mankurtlar tükenmez

Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.