enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
16,6746
EURO
17,3931
ALTIN
975,02
BIST
2.416,82
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa
Açık
27°C
Bursa
27°C
Açık
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Açık
28°C
Pazar Açık
29°C
Pazartesi Açık
29°C

YUNUS’UN DİLİYLE SAHTE SOFULAR

04.04.2022 14:10
0
A+
A-

           EDEBÎ ESİNTİLER

YUNUS’UN DİLİYLE SAHTE SOFULAR

Her şeyin bir dış görünüşü bir de iç yapısı vardır. Cevizin, sobanın, şiirin insanın… Göze hoş gelen bir meyvenin tadı kötü veya tam tersi çirkin görünen bir meyvenin tadı nefis olabilir. Tıpkı bunun gibi biçim yönünden harika bir şiirin içeriği zayıf; içeriği kusursuz bir şiirin de biçimi berbat olabilir.

Arzu ettiğimiz ideal güzellik ise biçim ve içeriğin aynı derecede mükemmel olmasıdır.

Buzdolabımız, sobamız, evimiz… Hepsinin güzel olmasını isteriz. Ayrıca dolabımızın soğutmasını, sobamızın ısıtmasını, evimizin kullanışlı ve sağlıklı olmasını arzularız.

YAZI ARASI REKLAM ALANI

İnsanlarda da biçim ve içerik vardır. İnsanlarda biçim dış görünüştür. Yani kılık kıyafet ve Allah’ın her insana bahşettiği fizik… İçerik ise insanların iç dünyasıdır. Yani duygu ve düşünce dünyası… Çevremizi kuşatan varlıklarda mevcut olmasını istediğimiz biçim ve içerik mükemmelliğini insanlarda da ararız ve çoğu zaman yanılırız. Çünkü ilk gördüğümüzde etkilendiğimiz, moda deyişle elektrik aldığımız bazı insanların içyüzünü zaman geçtikçe tüm çıplaklığıyla görür ve hayal kırıklığına uğrarız. Fizik güzelliği altında gizlenen ruh ve düşünce kirliliğini fark edince hayranlık, imrenme ve sevgi duygularımız nefrete hatta iğrenmeye dönüşür. Halkımız şekil ve özdeki bu karşıtlığı vurgulamak için harika bir deyim üretmiştir: “Kalıbının adam değilmiş.”

Her insan bu yanılgının tersini de yaşamıştır. İlk gördüğümüzde bize itici gelen; yüzünü, sesini, kıyafetini beğenmediğimiz; içimizden “Ne sevimsiz biri!” dediğimiz kişiyi zaman geçtikçe daha iyi tanırız ve onun temiz kalbini sever, sağlıklı düşünce yapısına hayran oluruz.

Toplumda en çok rastladığımız tipler kalıbının adamı olmayan, sözleriyle yaptıkları örtüşmeyen ikiyüzlü insanlardır. Hz. Mevlâna bu konuda “Ya göründüğün gibi ol veya olduğun gibi görün.” demiştir. Arif Nihat Asya bir şiirinde şöyle diyor: “Adamlar bilirim sönük / Adamlar bilirim çürük / Adamlar bilirim rozetleri  / Yüreklerinden büyük”

Hiç şüphesiz ki riyakâr insanlar birçok edebî eserde eleştirilmiştir. Bence bu tip sahtekârların iğrenç içyüzünü en iyi deşifre eden, daha doğru bir ifadeyle ipliğini pazara çıkaran sanatçı Yunus Emre’dir. Yunus’un eleştirdiği kişiler sahte sofulardır. Bu sahte sofular günümüzde olduğu gibi Yunus zamanında da sarık, şalvar, cübbe giyerek halkın gözünü boyar, sakal salıp tespih çekerek mümin, şeyh, mürşit olduklarını halka kanıtlamaya çalışır, din istismarı yaparak halkın sırtında bir sülük gibi yaşardı. Bu sahte sofular çalışmazlar, üretmezler, bin türlü yalan ve riya ile keselerini doldururlardı.

Katıksız bir Müslüman, gerçek bir iman adamı, samimi bir derviş olan Yunus şekilciliğe şiddetle karşı çıkar. Hayatı dindar kişilerin arasında geçen bu yiğit müminin öyle sözleri vardır ki söylemek için yürek ister. Meselâ farklı şiirlerinden aldığım şu dörtlükler: “Gönül mü yeğ Kâbe mi yeğ / Eyit bana aklı eren / Gönül yeğdurur zira kim / Gönüldedir dost durağı” (Ey aklı eren, gönül mü yoksa Kâbe mi iyidir, bana söyle? Gönül iyidir zira dostun durağı gönüldedir.)

“Düriş kazan ye yedir / Bir gönül ele geçir / Yüz Kâbe’den yeğrektir / Bir gönül ziyareti” (Çalış, kazan, ye, yedir; bir insanın gönlünü kazan; bir gönül ziyareti yüz Kâbe’den daha iyidir.) Hayatı tekke ve dergâhlarda geçmiş, tasavvufu ve İslâmiyet’i halka yaymak ve öğretmekle görevli birinin Kâbe’yi ikinci planda göstermesi az yiğitlik midir?

Yunus inançta, ibadette ve sosyal ilişkilerde içtenliğe, olduğu gibi görünmeye, insanın iç güzelliğine önem verir. Ona göre şekil, kıyafet, mescit, saray mühim değildir. Yunus Allah’ı camilerde, kutsal mekânlarda aramaz çünkü İslâm inancında Allah her yerde hazır ve nazırdır. Allah, zamandan ve mekândan münezzehtir. Yunus gerçek bir iman eri olarak Allah’a hitaben şöyle der:

“Ne sultan ü baylardasın / Ne köşk ü saraylardasın / Girdin miskinler gönlüne / Edindin durak Çalab’ım” (Ey Allah’ım, sen sultanlarda, beylerde, köşklerde veya saraylarda değilsin. Miskinlerin –kendini dine ve tasavvufa adayan dervişler- gönlüne girdin, orayı durak edindin.)

Yunus Emre’nin tekkelerde din ve tasavvuf eğitimi aldığını, eğitimini tamamladıktan sonra Anadolu’da dolaşıp köy, kasaba ve şehirlerde insanlara vaazlar vererek halkı aydınlattığını biliyoruz. Tekke ve dergâhların; Anadolu’nun Türkleşmesinde, Osmanlı devletinin güçlenip gelişmesinde büyük hizmetleri olmuştur. Ancak asırlar sonra bu müesseseler yozlaşmış ve tembellerin, ikiyüzlü sahtekârların ve yobazların sığınağı hâline gelmiştir. Bu mekânlar zamanla asıl amaçlarından kopmuş, hurafe ve batıl inanış üreten sahte dindarların yuvası hâline dönüşmüştür.

Atatürk, halkımızın dinî ihtiyaçlarına cevap vermesinden vazgeçtik İslâmiyet’e zararlı hâle gelen bu müesseseleri: “Türkiye şeyhler, mürşitler, müritler ülkesi olmayacaktır. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” diyerek kapatmıştır. Fakat maalesef gazete ve televizyon haberlerinden izliyoruz ki hâlâ birçok tarikat faaliyetini sürdürmekte, bunların bazılarının foyaları cesur gazeteciler sayesinde ortaya çıkarılmaktadır. Televizyon ekranlarında zaman zaman falcılar, büyücüler, üfürükçüler boy göstermektedir. Çağdaş İslâm profesörlerinin tüm uyarılarına rağmen bazı insanlarımız bu sahtekârların sarığına, cübbesine, sakalına kanmakta ve onların sözlerine inanmaktadır.

Yunus Emre bu tip sahte sofuları yedi yüz yıl önce tespit etmiş, onların iç dünyalarındaki çirkinlikleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur.

“Dervişlik dedikleri  / Hırka ile taç değil / Gönlün derviş eyleyen / Hırkaya muhtaç değil”

Bu muhteşem dörtlükten anlaşılıyor ki Yunus şekilciliğe şiddetle karşı çıkan hakiki bir mümindir. Yunus’a göre Müslüman, derviş veya dindar olmanın temel şartı gönlün eğitilmesidir. Kılık kıyafetle mümin olunmaz.

Yunus bir şiirinde dervişin nasıl olması gerektiğini şöyle ifade ediyor: “Her kime kim dervişlik bağışlana / Kalpı gide, pak ola, gümüşlene”

Bildiğiniz gibi “kalp” sahte demektir. Yunus’a göre derviş olmanın birinci şartı sahteliğin yani ikiyüzlülüğün yok olmasıdır; ayrıca derviş madden ve manen temiz olacaktır, toplum içinde gümüş gibi parlayacaktır.

Yine başka bir şiirinde: “Derviş gönülsüz gerektir / Sövene dilsiz gerektir / Dövene elsiz gerektir / Sen derviş olamazsın” diyor. Yunus’a göre gerçek iman eri kibirsiz, sabırlı ve şiddetten uzak olmalıdır. Şeyhlik, mürşitlik aldatmacalarıyla harem kuranların; mürşitlik koltuğuna oturmak uğruna camilerde birbirlerini boğazlayanların dinle, İslâmiyet’le ne alâkası olabilir?

Yunus bazı şiirlerini daha etkileyici olması için, sahte sofuluk yaparak halkı aldatıp maddî çıkar sağlayanların diliyle söylemiştir. Bu şiirler samimi birer itirafname gibidir.

“Ey bana derviş diyen / Nem ola derviş benim / Derişlik yaylasında/ Hareketim kış benim”

Yunus’un şiirlerindeki muhteva öylesine muhteşem, öylesine dolu ve doyurucu ki onun şiirlerini yorumlarken bu eserlerin sanat değerinden bahsetmeyi unutuyoruz. Şu dörtlüğün ihtişamına bakınız. Dervişlik dünyasını yaylaya ve sahte sofunun her hareketini kışa benzetiyor. Dervişlerin ruh ve düşünce dünyası yayla gibi olmalıdır: Doğal, temiz, binbir çiçek ve meyveyle dolu… Yani dervişler güzellik üretmeli, insanlara faydalı şeyler sunmalı, gönülleri ferahlatmalı. Fakat sahte dervişin her sözü, her davranışı kış gibidir: Soğuk, verimsiz ve insanlara sıkıntı verici…

“Hırkam tacım gözlerem / Fasid işler işlerem / Her yanımdan gizlerem / Binbir fasid iş benim”

Sahte sofu itiraflarına devam etmektedir. Onun tek derdi hırkası ve tacıdır. Yani şekil olarak derviş izlenimi uyandıran maddi varlıklarını gözetmektedir ve dervişlik yolunda yükselmeyi hedefler. Mürşit olmak, müritlere hükmetmek gibi planlar yapar. Fakat yaptığı tüm işler fitne ve fesatla doludur. Ama sahte sofu bu fesat işlerini etrafındakilerden gizlemekte çok başarılıdır.

“İçerime bakarsan / Buçuk pulluk nesne yok / Taşramın gavgasından / Âlemler dolmuş benim”

Dizelerdeki ifade gücünün ihtişamına, buluşların mükemmelliğine bakar mısınız! “Buçuk pulluk nesne, taşramın gavgası…” Yunus’un her dörtlüğü birbirinden güzel… Sahte dervişin itirafları bu dörtlükte de sürmektedir: İçime bakarsan buçuk pulluk nesne bulamazsın. Bilgi mi? Yok… İnsanlık mı? Ne gezer? Allah’a iman mı? Alâkası yok. Peki cömertlik, çalışma, yardımseverlik? Semtine bile uğramaz. Fakat dışının kavgasından âlemler dolmuştur. Yani şeklen Müslüman görünmek için çok mücadeleler vermiştir. Tıpkı günümüzün sahte sofuları gibi… Onlar toplumdan dışlanmalarına, her türlü yasal baskılara rağmen sarıklarından, cübbelerinden, şalvarlarından ve sakallarından asla vazgeçmezler. Gerçek imanın gönülde olduğunu bir türlü kabul etmezler. Kısaca taşralarının kavgasından âlemler dolmuştur.

Her devirde, her ülkede edebî değeri olan eserler yazılmıştır. Bu eserlerin bazıları birkaç yıl gibi kısa sürede unutulmuştur. Fakat on, yirmi, elli yıl okunanlar olduğu gibi asırlara meydan okuyanlar, okuyucunun isteği doğrultusunda binlerce defa baskısı yapılanlar da mevcuttur. Bu tip eserler her devirde, her toplumda yaşayan insanlara hitap eder. Başka deyişle bunlar her devirde, her toplumda yaşayan insanların sorunlarını içermekte ve onların edebiyat ihtiyaçlarına cevap vermektedir.

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, Moliere’nin Cimri’si, Peyami Safa’nın 9. Hariciye Koğuşu bu niteliklere sahip ölümsüz eserlerdir. Çünkü suç işleyip vicdan azabı çeken insanlar, zengin fakat cimri kişiler, amansız bir hastalığa yakalanıp sakat kalma korkusu yaşarken tek taraflı bir aşkın da ıstırabını çeken gençler her devirde, her toplumda var olacaktır.

Konuya bu bakış açısıyla yaklaşırsak Yunus’un Divan’ı yukarıda zikrettiğim eserlerden çok daha üstündür çünkü bu şiirler dilden dile nakledilerek günümüze kadar gelmiş, bazı şiirleri bestelenip dinî törenlerde koro hâlinde okunmuştur. Yunus zenginlerin iç sıkıntısını şöyle anlatmış:

“Kemdurur yoksulluktan / Nicelerin varlığı / Bunca varlık var iken / Gitmez gönül darlığı” (Kemdurur: kötüdür)

Bu düşünceyi daha iyi ifade eden bir nazım parçası işiten veya okuyan var mı?

Yunus dünyanın fani oluşunu şöyle ifade etmiş: “Mal sahibi mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan mülk de yalan / Var biraz da sen oyalan”

Fani dünyayı bu dörtlükten daha güzel ortaya koyan bir dörtlük söyleyebilir misiniz?

“Fukara kalbine kim ki dokuna / Dokuna sinesi Allah okuna”

Fakirlere kötülük yapanlar için söylediği bu bedduadan daha güzelini söyleyebilmiş bir şair gösterebilir misiniz? Şu ilenmedeki inceliğe, edebe, sanat değerinin üstünlüğüne, buluşun mükemmelliğine bakınız.

Gurbetteki insanların yalnızlığını anlattığı şu dörtlüğü duymayan, bu şiire hayran kalmayan bir edebiyatsever var mı? “Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar /Soğuk suyla yuyalar / Şöyle garip bencileyin”

Bu yazıma başlarken Yunus Emre’nin riyakâr dervişleri anlattığı dokuz dörtlükten oluşan bir şiirini tahlil etmek istiyordum. Fakat Yunus sahte sofular hakkında o kadar çok ve o kadar güzel beyitler söylemiş ki…  “Şunu da alayım, bunu mutlaka yazmalıyım, bu dörtlüğü es geçmek Yunus’a hakaret olur.” derken yazımız uzadı.

Aslına bakarsanız Yunus’un şiirlerini incelerken ben de şaşırıyorum. Onun sanatının ihtişamına kapılıp hayranlık, sevgi, saygı duygularım artıyor fakat Yunus’un tasvir ettiği sahte sofuların hâlâ mevcut olduğunu görünce de çok üzülüyorum. Üzülüyorum çünkü: “Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhamı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” diyerek dinimizin hurafelerden, rivayetlerden, efsanelerden kurtarılması gerektiğini söyleyen İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u bile rahatsız etmiştir bu sahte sofular. Akif bir şiirinde şöyle diyor: “Taylasan, cübbe, kavuk, hırka; hep esvab-ı riya”

(Taylasan: sarığın iki yanından aşağı sarkan ucu / esvab-ı riya: riya elbiseleri)

Bu dizeden anlaşıldığı kadarıyla hem Yunus hem de Akif, kılık kıyafetle Müslüman görünüp halkı aldatanları eleştirmektedir.

Yunus sahte dervişlerin gerçek niyetlerini, karanlık düşüncelerini ve riyakârlığını anlattığı dokuz kıtalık şiirine şöyle başlıyor:

 

Sûfiyem halk içinde

Tesbih elimden gitmez

Dilim marifet söyler

Gönlüm hiç kabul etmez

 

Yazarlar ve şairler bazı eserlerini tahlil veya tasvir ettikleri varlıkların diliyle, onların bakış açısıyla yazarlar. Meselâ İstiklâl Marşı’nın bazı dörtlükleri Türk milletinin, bazı dörtlükleri şehitlerin diliyle yazılmıştır. Bu teknik, edebî eserin daha içten, daha gerçekçi ve daha etkili olmasını sağlar. Her toplumun edebiyatında bu teknik kullanılır. Bu nedenle her edebiyatta balıkların, kuşların, bitkilerin konuşturulduğu edebî eserler mevcuttur.

Yunus, şiirinin tamamını bu teknikle yazmış ve her dörtlükte sahte sofuları konuşturmuştur. Bilindiği gibi sûfi, tasavvuf yolunu tutan kişi anlamına gelir. Bu ikiyüzlü sofu, halkla iç içeyken en önemli göz boyama aksesuarını, yani tespihini sürekli elinde tutar. Yalnızken tespih çekmek, Allah adını içtenlikle anmak aklına gelmez ama halkla içi içe olduğu zamanlarda tespihini asla elinden düşürmez. Zaman zaman tespih çekip bir şeyler mırıldanarak Allah’ı zikrettiği izlenimini uyandırır. Ayrıca dilinden de hikmetli sözler çıkmaktadır. İslâm’a, ahlâka, dürüstlüğe uygun bilgece düşünceler ileri sürmektedir. Fakat kendi söylediklerini gönlü asla kabul etmez. Halka çalışmaktan, zekâttan, ilim öğrenmekten, cömertlikten bahseder ama bu öğütleri gönlü kabul etmediği için kendisi uygulamaz.

 

Boynumda icazetim

Riyayıla taatim

Endişem ayruk yerde

Gözüm yolum gözetmez

 

Osmanlılar zamanında medrese, tekke, dergâh gibi eğitim kurumlarında tahsil görerek din adamı sıfatı kazananlara verilen belgeye icazet denirdi. Yunus şiirinin ikinci dörtlüğünde mübalâğa sanatı yaparak “icazetim boynumda” diyor. Gösteriş düşkünü sahte sofu dindarlığını tespihten başka icazetnamesiyle de kanıtlama peşindedir ve bu belgeyi sürekli yanında taşımaktadır. Onun hoca, vaiz, derviş veya şeyh olduğunu resmen ispatlayan bu diplomayı görüşüp sohbet ettiği her insana göstermektedir. Öyle ki adeta icazetini boynuna asmıştır. Dindar kişiliğini tespih ve diplomayla ispatlar ama aslında her ibadetinde riya vardır.

Bir dervişin amacı bu dünyaya ait zevk ve ihtiraslardan kurtulup dini ve tasavvufu halka öğretmek, Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Fakat riyakâr sofu bu yolu gözetmez. Düşünceleri, endişeleri ve hayalleri başka şeyler üzerinde yoğunlaşmaktadır.

 

Söylerem marifeti

Salûslanıram katı

Miskinliğe dönmeye

Gönlümden kibir gitmez

 

Sohbet ettiği veya vaaz verdiği insanlara hep doğru ve hikmetli sözler söylemektedir fakat çok fazla salûslanmaktadır (gösteriş yapmak). Tasavvufta miskin kendini tamamıyla Allah’a vermiş kişi demektir. Sahte sofunun miskin olabilmesi asla mümkün olmayacaktır; çünkü o kibirli bir insandır. Gönlündeki kibiri yok etmesi imkânsızdır.

 

Hoş dervişem sabrım yok

Dilimde inkârım çok

Kulağımdan gireni

Hergiz özüm işitmez

 

Bu sahte sofu gerçek dervişlere benzemez. Her şeyden önce sabırsız bir insandır. Arzularının hemen gerçekleşmesini ister. Bundan başka inkârcı biridir. Allah’ın kendisine bahşettiği sağlığı, nimetleri, Allah’ın ayetlerini inkâr etmektedir. Gerçi tekkelerde ve dergâhlarda çok vaazlar dinlemiş, dürüstlüğü emreden çok sözler işitmiştir ama kulağıyla işittiklerini gönlü asla kabul etmez.

 

Görenler elim öper

Tac u hırkama bakar

Şöyle sanurlar beni

Zerrece günah etmez

 

Sahte sofu amacına ulaşmıştır. Onun imanlı bir din adamı olduğunu ispatlamaya yarayan tac u hırka (icazetname, sarık, cübbe, tesbih, sakal) işe yaramıştır. Sahte sofuyu her gören saygıyla eğilip elini öper ve hayranlıkla kıyafetlerine bakar. Bu zavallı temiz kalpli insanlar dervişin zerre kadar bile günah işlemeyecek karakterde olduğunu sanmaktadırlar.

 

Görenler sûfi sanır

Selâm verir utanır

Anca iş koparaydım

El erüben güç yetmez

 

Dışı içine, içi dışına uymayan sahte sofu halkı aldatmayı başarmıştır. Onu görenler, onun kıyafetine kanarak bir sûfi ile muhatap olduklarını zannederler. Dervişe saygıyla selâm verirler ve karşısında melek kadar temiz bir tasavvuf ehli olduğunu düşünerek utanırlar. Utanırlar çünkü o mübarek dervişin karşısında kendilerini eksikli, kusurlu ve günahkâr biri olarak düşünmektedirler. Fakat durum onların tahmin ettiği gibi değildir. Melek zannettikleri bu sahte din adamı öyle gizli günahlar işlemiş, öyle kötü işler yapmıştır ki o işlere hiçbir el uzanamaz, hiç kimsenin bunları gerçekleştirmeye gücü yetmez.

 

Dışımda ibadetim

Sohbetim hoş taatim

İç bazara gelicek

Bin yıllık ayar etmez

 

Yunus özdeki ve şekildeki karşıtlıklardan yararlanarak sahte dervişin çirkin yüzünü ifşa etmeye devam ediyor. Onun ibadeti hep dıştadır. Halkı aldatmak için namaz kılar gibi görünmekte, halkın içindeyken tespih çekmekte, halka oruçlu gözükmektedir. Fakat güzel konuşmak konusunda çok ustadır; iyi bir hatiptir, hoş konuşarak insanları kendisine bağlar. İç pazara gelince bin yıllık ayar etmez. Malûmdur ki bir pazarcının terazisi hileli olmamalıdır. Ticaret erbabı tartıda sahtekârlık yapmamalıdır. Bu nedenle teraziler günümüzde de belli zaman aralıklarıyla devletçe kontrol edilir. Yunus bu beyitte sahte sofunun iç dünyasını bir pazara benzetmiş ve bu pazarda bin yıldır denetlenmeyen ayarı bozuk bir terazi kullandığını ifade etmiştir. Yani bu kişi daima kendi menfaatini düşünmekte, her şeyi nalıncı keseri gibi kendi tarafına yontmaktadır.

 

Dışım derviş içim boş

Dilim tatlı sözüm hoş

İllâ ben ettüğümi

Dinin denşüren etmez

 

Bu dörtlüğün birinci dizesi daha önce söylenenlerin bir özeti gibidir. Sahte sofunun dış görünüşü dervişe benzemektedir fakat içi boştur. Tatlı dillidir ve insanlara hoş gelen sözler söylemektedir. Fakat başından beri anlatıldığı gibi o kadar ikiyüzlü ve o kadar günahkâr biridir ki onun yaptıklarını dinini değiştiren bile yapamaz.

 

Yunus eksüklüğüni

Allah’una arz eyle

Anun keremi çoktur

Sen ettüğün o etmez

 

“Yaradılanı hoş gördük / Yaradandan ötürü” felsefesine bağlı olan Yunus son beyitte durulmuştur. Bu sahte sofu hakkında yine de iyi şeyler düşünmekte ve ona bir tavsiyede bulunmaktadır. Sahte sofu bu kusurlarını ve günahlarını samimi bir Müslüman gibi Allah’a itiraf ederek Allah’tan af ve mağfiret dilemelidir. Allah’ın keremi çoktur; sahte sofunun affedilme ihtimali hâlâ mevcuttur.

Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.